Ana Sayfa  Tüm Haberler  Haber Detayı

Sınai Mülkiyet, Genetik Kaynaklar ve Geleneksel Bilgi Çalışma Grubu 1. Toplantısı (03.11.2014)

Sınai Mülkiyet, Genetik Kaynaklar ve Geleneksel Bilgi Çalışma Grubu 1. Toplantısını bugün Türk Patent Enstitüsü’nde gerçekleştiriyor.

Prof. Dr. Habip ASAN toplantının açılışında yaptığı konuşmada, bilgi toplumu bilgi ekonomisi gibi kavramların son zamanlarda en çok kullanılan kavramlar olduğunu, her yerde bu konuların ne kadar önemli olduğundan bahsedildiğini ifade etti. Bilginin ürüne dönüşmüş olan şekline fikri mülkiyet denildiğini belirten Prof. Dr. ASAN, fikri mülkiyetin edebiyat ve sanat eserleriyle ilgili olan kısmını telif haklarının, sanayiye uygulanabilen fikirlerle ilgili kısmını ise sınai mülkiyetin oluşturduğunu anlattı. Fikri ve sınai hakların, günümüzde, ülkelerin uluslararası rekabet ortamında avantaj sağlamak için kullandığı çok önemli bir araç olduğunu söyledi.

Türkiye’de son yıllarda sınai mülkiyet alanında önemli gelişmeler yaşandığına dikkat çeken Prof. Dr. Habip ASAN, “Son on yıldaki başvuru sayılarına bakarak ülkemizin bu konuda sayısal olarak önemli bir yere geldiğini söyleyebiliriz. Marka başvurularında Türkiye son üç yıldır Avrupa’da en fazla marka başvurusu yapılan ülke konumunda, Dünyada 6. sırada, tasarım başvurularında Avrupa’da 2. sırada, Dünyada 4. sırada, patent başvurularında istenilen noktada olmamakla birlikte, ulusal başvurularda dünyada 15. sırada. Ancak artış oranlarına bakıldığında son on yılda Türkiye Dünya da Çin’le birlikte en önde gelen ülkeler arasında yer almakta” dedi. Prof. Dr. ASAN, bu sayısal değerlerin fikri mülkiyette yaratılan katma değerle doğru orantılı olduğunu söylemenin zor olduğunu, bu aşamadan sonra bunları nasıl katma değere dönüştürebiliriz sorusunun cevapları üzerinde çalışılması gerektiğini ekledi. Sınai mülkiyetin bir diğer unsuru olan coğrafi işaretler konusunda da mevcut durum hakkında bilgiler veren Prof. Dr. ASAN, tüm bunların sınai mülkiyet ile ilgili yaşanan gelişmelerin göstergesi olduğunu belirtti.

Fikri mülkiyetin ham maddesi olan bilginin artık marka, patent kaynağı olmaktan başka her şeye dönüşebildiğini söyleyen Prof. Dr. ASAN, bunlardan birinin bugünkü Çalıştayın konusunu oluşturan “Genetik kaynaklar ve Geleneksel Bilgi” olduğunu belirterek, biyoteknolojik buluşların öneminin arttığına dikkat çekti. 

Prof. Dr. ASAN, biyoteknolojik buluş denince genetik kaynakların biyoçeşitlilik türü buluşların akla geldiğini söyleyerek, mevcut 11 milyon patent dökümanlarında 95 binin üzerinde Latince tür ismi geçtiğin tespit edildiği ve 136.880 patent dokümanının istemlerinde 25 binin üzerinde tür isminin yer aldığının belirtildiği bilgilerini aktardı. Bugüne kadar genetik kaynakların ortak miras olarak değerlendirildiğinden, tüm ülkelerin genetik kaynağın nerede olduğuna bakmaksızın kullandığından, ancak buradan doğan katma değer arttıkça genetik kaynak yönünden zengin olan ülkelerin bunun böyle olmaması gerektiği konusunda seslerini yükseltmeye başladığından söz etti. 

Prof. Dr. ASAN, OECD verilerine göre küresel biyoteknoloji pazarının son beş yılda %11 büyüdüğünü ve bu pazar değerinin 2020 yılına kadar 2 trilyon Avroya ulaşacağının tahmin edildiğini kaydetti. Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı (WIPO) verilerine göre 2011 yılında biyoteknoloji alanında yapılan patent başvuru sayısının 40.849 olduğunu, bu sayının toplam yapılan başvuru sayısının yaklaşık %  2’sini oluşturduğunu belirtti. Türkiye’de de bu oranın hemen hemen aynı olduğunu vurguladı. 

Tartışmaların uluslararası Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi, Gıda ve Tarım İçin Bitki Genetik Kaynakları Uluslararası Antlaşması, Nesli Tehdit Altında Olan Yabani Türlerin Ticaretine İlişkin Sözleşme (CITES) gibi anlaşmalar çerçevesinde ilerlediğini belirten Prof. Dr. ASAN, WIPO nezdinde çalışmaların sürdüğünü, uluslararası bağlayıcılığı olan bir anlaşma metni oluşturulması için müzakerelerin devam ettiğini söyledi. 

Prof. Dr. Habip ASAN sözlerini şöyle sürdürdü: 

 “Genetik kaynaklar, Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesinde “bugün veya gelecek için değer taşıyan genetik materyal” şeklinde tanımlanmış. 

Geleneksel Bilgi konusunda ise henüz kabul edilmiş ortak bir tanım olmamasına karşın, genel bir tanım yapmak gerekirse “Geçmişten gelen çok uzun bir süreç içerisinde geleneksel olarak üretilen ve kullanılan, belirli bölgesel ya da yerel uygulamalarla olgunlaşan yerel bitki örtüsünün ve doğal varlıkların farklı amaçlar için farklı yöntemlerle kullanımını esas alan her türlü toplumsal bilgi” şeklinde tanımlanabilir.” 

“Ülkemiz bu iki unsur açısından da oldukça zengindir. Öyle ki Türkiye’nin bitki türleri bakımından sahip olduğu zenginliği anlamak için, Avrupa kıtası ile karşılaştırmak yeterli olacaktır: Tüm Avrupa kıtasında 12.500 açık ve kapalı tohumlu bitki türü varken sadece Anadolu’da yaklaşık 11.000 tür olduğu bilinmektedir. Bunların yaklaşık üçte biri Türkiye’ye özgü, yani “endemik” türlerdir. Türkiye, endemik bitkiler açısından bulunduğu coğrafik kuşak itibariyle dünyanın en zengin ülkelerinden biridir. Bu da bu toplantıyı daha anlamlı hale getiriyor.” 

“Geleneksel bilgi konusunda ise özellikle halk ilaçları veya geleneksel tıp alanlarında Anadolu insanının ciddi tecrübeleri bulunmaktadır. Yörelerimizdeki bitki türleri belirli hastalıkları iyileştirmek için yüzyıllardır kullanılmaktadır. Geçmişte bu amaca yönelik ocakların bulunduğu bilinmektedir.”

 “Kaynakların korunması konusunda ülkeler farklı yollar izlemektedirler. Bu yollardan biri, özellikle Hindistan tarafından başarıyla hayata geçirilen “veritabanı oluşturma” yöntemidir. Hindistan’da geleneksel tıp amacıyla kullanılan genetik kaynaklar ve bunlara ilişkin geleneksel yöntemler veritabanına aktarılmış ve bu veritabanı sadece patent uzmanlarının erişimine açılmıştır. Bu sayede bu kaynakların izinsiz olarak kullanıldığı patent başvurularına patent alınmasının önüne geçilebilmektedir. Bu konuda örnekler de mevcuttur.”

 “Genetik kaynak ve geleneksel bilgi konusundaki zenginliğimizi korumak ve bu kaynakların sürdürülebilir kullanımı amacıyla şüphesiz ülkemizde de ilgili kurumlarca birçok çalışma yapılmaktadır. Enstitü olarak biz de gerek WIPO nezdindeki uluslararası çalışmaları gerekse ülkemizdeki çalışmaları yakından takip ediyoruz. Ayrıca genetik kaynak ve geleneksel bilgi konusunda mevzuatsal düzenlemeleri de yapıyoruz. Şu anda meclis genel kuruluna sevk edilmiş olan yeni patent kanun tasarısında genetik kaynak ve geleneksel bilgi esaslı patent başvurularında, bu bilginin veya kaynağın nereden edinildiğinin açıklanması şartını getiriyoruz.”

 “Konu ile ilgili yapılan çalışmalar kurumlar arası koordinasyon gerektiriyor bu konularda ülke olarak ortak bir duruş sergilenmesinin, aynı terminolojinin kullanılmasının oldukça önemli olduğunu düşünüyorum.”

 Prof. Dr. Habip ASAN, bugün yapılan bu çalışmaların da çıkış noktası olan 2008 yılında kurulan Fikri ve Sınai Mülkiyet Hakları Koordinasyon Kurulunun kararları ve sınai mülkiyet alanındaki yol haritasını belirlemek amacıyla bu kararlar çerçevesinde oluşturulan ya da çalışmaları devam eden strateji belgeleri konusunda bilgiler aktardı.

Fotoğraflar